« Older Entries Subscribe to Latest Posts

11 May 2012

Dikkat, Enerji ve Davranışlarımız

Posted by DogruYasamak. No Comments

Kişiliğimiz oluştuğunda, dikkatimiz tipimizi karakterize eden zihinsel saplantıların içine gömülür. Dünyaya gerçekte olduğu şekliyle tepki vermemizi sağlayan temeldeki, çocuksu yetimizi yitiririz. Tipimizin dünya görüşünü destekleyen bilgilere karşı seçici bir duyarlılık sergilemeye başlarız. Hayatta kalmamız için gerekeni, tipimiz için önemli olanı görür, gerisine ilgisiz kalırız.

Davranışlarımız gördüklerimize ve kendi kişilik tipimize göre algıladıklarımıza göre şekillenir. Kontrolümüzde olmayan, kişiliğimizde alışkanlık haline gelmiş tepkiler bizi kısıtlar; çatışmalara, acıya, kişisel ve mesleki yaşamınızda başarısızlığa sürükler. Davranışlarımızı ve kendinizi daha iyi anlayabilmek ve idare etmek için davranışlarınızı farkında varmanız gerekir.

Davranışın 3 Kuralı

1-) Dikkatinizi nereye kanalize ederseniz, (bazen yoğun bir şekilde bazen de zayıf bir şekilde) enerjiniz de o yöne akar.

2-) Enerjinizi ve dikkatinizi yönlendirmek için kendinizi gözlemlemelisiniz. Enerjinizi, dikkatinizi; dolayısıyla da davranışlarınızı dilediğiniz gibi değiştirebilmeniz için kendinizi gözlemleme becerisini kazanmanız gerekir.

3-) Kendini gözlemleme, egzersiz yaptıkça kolaylaşan bir iştir; ancak alışkanlık haline gelmesini beklemeyin. Kendinizi gözlemlemeniz için sürekli egzersiz yapmanız gerekir.

Kendinizle ilgili farkındalığınızı anlamlandırarak, davranışlarınızın farkına varabilmek için kendinize aşağıdaki soruları sorarak egzersiz yapabilirsiniz. Gün içindeki davranışlarınız sırasında bu soruların cevaplarını kendi kendinize verirken bulabilirsiniz.

  • Dikkatimin ve enerjimin nereye odaklandığının farkına varabildim mi, bu farkındalığı sürdürebildim mi?
  • Birine ya da bir şeye otomatik olarak tepki verdiğimde bunun farkına varıp dikkatimi ve enerjimi yeniden yönlendirebildim mi?
  • Dikkatimi ve enerjimi daha iyi yönlendirebilmek için ne yapabilirim?
Farkındalık hiç bitmeyen bir süreçtir ve tamamen kişisel çaba ile gelişir. Asıl amaç ise ¨kendimiz¨ olarak algıladığımız, oysa gerçekte nedenlerin oluşturduğu yanılsamalı benliğimiz olan egoyu tanımak; ve bunun yerine özgür benliği, farkındalık temeline dayalı gerçek varoluşu oturtmaktır.

Kaynaklar:¨Ruhun Aynası Enneagram’a Yansıyan İnsan Manzaraları – Helen Parmer¨ ve ¨Enneagram Kendini Bilme Sanatı – David N. Daniels & Virginia A. Price¨ ve ¨Zen ve Tasavvuf Işığında Kendini Bilmenin Yolu – Ahmet Gürbüz¨

 

8 May 2012

Tamponlar

Posted by DogruYasamak. No Comments

Bir önceki yazıda Öz’ün 9 niteğini korumak için çeşitli inançlar belirlediğimizden ve bu inançları gerçekleştirmek için stratejiler oluşturduğumuzdan bahsetmiştik. Peki bunun neden ve nasıl farkına varmıyoruz?

Gurdjieff, kişiliğimiz üzerinde etkili olan güçleri engellemek üzere özenle hazırlanmış bir iç tampon sisteminin, diğer bir değişle psikolojik savunma mekanizmasının kişiliğimizin olumsuz özelliklerini bizden gizlediğine inanıyordu. Kişilik Tiplerine göre bu savunma mekanizmaları 1′den 9′a sırayla; karşıt tepki oluşturma, bilinç altına itme, özdeşleştirme, içe yansıtma, yalıtım, yansıtma, akla uydurma, yadsıma ve kendini uyuşturma olarak sıralanabilir.

Tamponların görevi şokları yumuşatarak farkedilmez ve zararsız hale getirmektir. Oluşturulan bu tamponlar sayesinde insanın kendi içindeki çelişkiler aynı anda varolabilir. Bu tamponlar insanın içindeki çelişkilerin bir arada varolmasını sağlayarak yaşamı daha kolay yaşanabilir hale getirirken, aslında olması gereken sürtüşmeleri engelleyerek gelişmesini de engellemiş olur. Tamponların yardımıyla davranışlarımızı mekanikleştirdiğimiz bir uykuya dalarız. Dünyaya yönelik algılarımızın kişilik tipimizin etkisindeki bakış açısıyla nasıl çarpıtıldığının farkında bile olmayız.

Çok güçlü tamponları olan birisi, kendini sınama gereksinimi duymaz, çünkü içindeki bağdaşmazlıktan haberi yoktur ve kendiyle bütünüyle hoşnuttur.

Dikkatimizi iç çatışmalarımıza vererek tamponlarımıza ulaşabiliriz. Özellikle hassas olduğumuz konulara dikkat edersek tamponumuzu daha iyi farkederek iki tarafında hangi çelişkilerin bulunduğunu gözlemleyebiliriz.

 

Kaynak:¨Ruhun Aynası Enneagram’a Yansıyan İnsan Manzaraları – Helen Parmer¨

8 May 2012

Öz’ün Nitelikleri, İnançlar ve Stratejiler

Posted by DogruYasamak. No Comments

Kişilik yani ego oluşurken Öz‘ün 9 niteliğinde farklı dereceklerde yitirilmeler olur. Yitirilen nitelik yerine kişiliği oluşturan inançlar oluşmaya başlar. En çok bozulan nitelik ve onun yerine geçen inanç baskın öneme sahip olur, kişinin baş özelliğini yani Enneagram Kişilik Tipini belirler.

Kişi, niteliğin yerine koyduğu inancı yaşama geçirebilmek için çeşitli stratejiler geliştirir. Bu stratejiler kişinin davranışlarını, olaylar karşısındaki tutumlarını, duygularını, düşündüklerini, hislerini belirler.

Mesela Başaran bir kişilik tipi ¨Sevgi ve onay almak için başarılı olması gerektiğini, en iyi olmak için çalışması ve insanlar üzerinde intiba bırakması gerektiğini¨ düşünürken, Reis bir kişilik tipi ¨İtibar kazanmak, kendini ve çevresindekileri korumak  amacıyla, kendi doğrularını dayatıp kırılgan taraflarını gizleyerek güçlü ve kuvvetli olmaya¨ çalışır.

Her ne kadar genellikle insanlarda bir baskın kişilik tipi olsa da, aslında herkesin tüm Öz nitelikleri farklı derecelerde yitirilmiş ve yerine yine farklı derecelerde inançlar oluşturulmuştur. Bu inançlara göre belirlenen stratejiler ise kişiliklerin bize görünen tarafının yani davranışların, tutumların, duyguların, düşüncelerin ve hislerin oluşmasını sağlar.

Kaynak:¨Enneagram Kendini Bilme Sanatı – David N. Daniels & Virginia A. Price¨

7 May 2012

Öz ve Kişilik (Ego)

Posted by DogruYasamak. No Comments

Öz; insanın gördüğü eğitim, düşünceleri ya da inançlarına karşılık, doğduğunda sahip olduğu potansiyel, yani ¨kişinin kendisi¨ olarak tanımlanmıştır. Düşünceler, duygular ya da iç güdüler arasında çatışma yoktur. Çevremize ve diğer insanlara kayıtsız bir güven duyarız.

Zamanla edindiğimiz tecrübelerin sonucunda, özün etrafına duvarlar örülmeye başlar. Düşünceler, duygular ve iç güdüler kendi aralarında ve hatta kendi içinde çatışmaya başlar. Özün 9 tarafına farklı kalınlıkta ve yükseklikte duvarlar örülür. Böylece kişilik yani ego diğer bir değişle ‘yanlış kişilik’ oluşur.

Kişiliğin ortaya çıkmasının sebebi, fiziksel dünyada ayakta kalma zorunluluğumuzdur. Kişiliğin ortaya çıkma amacı, özü fiziksel dünyadan gelecek zararlara karşı korumak ve savunmaktır. Özün tehdit altındaki yönlerini korumak için savunmaya geçmek, özsel bağdan kopuş ya da cennetten düşüş olarak adlandırılabilir.

Dikkat, öze olan içsel bağdan başka bir yöne doğru kaydığında kendimizi yitiririz ve yüzümüzü fiziksel dünyaya döneriz. Artık doyum duygusu inişli çıkışlıdır ve kendimizi nadiren tam olarak güven ve huzurda hissederiz.

Buna karşılık, edinilmiş kişiliğimizin korku ve arzuları zayıflamaya başlar ve ¨yaptıklarım¨ yerine ¨gerçekte olduğum kişi¨ hissi baş gösterirse, ¨gerçek benliği, özü bulma¨ isteği uyanmaya başlar. Bu bir ¨eve dön¨ çağrısı gibidir.

¨Olduğun kişinin hatırası ve idraki ile sen olmadan önceki sen ol.¨ – Bir Sufi deyşişi

 

Kaynaklar:¨Ruhun Aynası Enneagram’a Yansıyan İnsan Manzaraları – Helen Parmer¨ ve ¨Enneagram Kendini Bilme Sanatı – David N. Daniels & Virginia A. Price¨

7 May 2012

Enneagram Nedir?

Posted by DogruYasamak. No Comments

Herkes zaman zaman acı çeker ve kendini kötü hisseder. Fiziksel acı, gerçekleşmeyen beklentiler, bir sürü küçük sıkıntı ve gecikme, bize düzgün davranmayan insanlar ve bunun gibi nedenler acı çekmemize neden olur. Bu durumlara verilen genel tepkilerden biri, dış unsurları suçlamaktır. Trafik sıkışmasaydı, daha çok param olsaydı, patron kötü davranmasaydı, geç kalmasaydı, beni görmezden gelmeseydiler, bana kızmasaydılar, acı çekmezdim ve kendimi daha iyi hissedebilirdim deriz.

Kendimizi daha iyi tanımaya başladıkça, çektiğimiz acıların ve kendimizi kötü hissetme sebeplerinin aslında kendi yarattığımız durumlardan oluştuğunu farkederiz. Yukarıdaki örneklere bu sefer şu şekilde bakmaya başlarız. Geç çıkmasaydım trafiğe sıkışmazdım, daha iyi çalışsaydım daha çok param olurdu, işe zamanında gitseydim patron kötü davranmazdı, saati tam olarak söyleseydim geç kalmazdı, kendimi yeterince ifade edebilseydim beni görmezden gelmezlerdi…

İşte insanın kendisinin farkında olması ve kendisini tanıması bu yukarıda anlatılan durumdan dolayı çok önemlidir. Kendimizi iyi tanımaya başladıkça sıkıntılarımızın kökenini daha iyi anlamaya başlarız. Kökeni daha iyi anladıkça çözüm için atacağımız adımları daha doğru belirleyebiliriz.

Enneagram terimini ortaya atan Doğu öğretilerinin modern Batılılar tarafından kullanılması için uyarlamasına öncülük eden G.I.Gurdjieff olsa da, sistemin kökleri çok daha öncelere dayanıyor.

Enneagram, dokuz ayrı kişilik tipini ve bu tipler arasındaki karşılıklı ilişkileri açıklayan, eski bir Sufi öğretisidir. Kendimizi ve diğer insanları daha iyi anlamamıza, daha iyi ilişki kurmamıza ve kendi tipimize özgü daha üstün yeteneklerle tanışmamıza yardımcı olmayı amaçlar.

Enneagram‘a göre insanın özünün 9 ana yönü/unsuru vardır. Bu 9 yön/unsur her insanda farklı şekillenmekle beraber, genellikle 1 tanesi daha baskın bir öneme sahiptir. Enneagram, kişinin kendi baskın öneme sahip yönünü öğrenerek kendisini daha iyi anlamasına yardımcı olur ve insanın özü ile temasa geçmesine imkan sağlar.

Kaynaklar:¨Ruhun Aynası Enneagram’a Yansıyan İnsan Manzaraları – Helen Parmer¨ ve ¨Enneagram Kendini Bilme Sanatı – David N. Daniels & Virginia A. Price¨

5 May 2012

¨Hayatın gerçek amacı, bilgi değil eylemdir.¨ – Thomas Henry Huxley

Posted by DogruYasamak. No Comments

¨The great end of life is not knowledge but action.¨ – Thomas Henry Huxley

5 May 2012

¨Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez¨ – Sokrat

Posted by DogruYasamak. No Comments

¨The unexamined life is not worth living.¨ – Socrates

5 May 2012

Holstee Manifestosu

Posted by DogruYasamak. No Comments

Holstee Manifesto

19 Feb 2012

En Önemli An, En Önemli Kişi, En Önemli İş

Posted by DogruYasamak. No Comments


Herkesin hayatında önemli an dediği anlar, önemli kişiler dediği kişiler ve önemli işler dediği işler vardır mutlaka. Fakat kim hayatındaki en önemli anın, en önemli kişinin ve en önemli işin ne olduğunu bilmeyi istemez ki. Aşağıdaki hikaye her insan için en önemli anın ne zaman, en önemli kişinin kim ve en önemli işin ne olduğunu çok güzel anlatıyor bence.

 

Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir düşünce geldi: ”Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı, kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli şeyin ne oluğunu bilseydim, giriştiğim her işi başarırdım.”

Krallığın dört bir yanına, kim kendisine her iş için en uygun anı, bu iş için en gerekli kişinin kim olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse ona büyük bir ödül vereceğini duyurdu. Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdiği yanıtlar birbirinden tümüyle farklı oldu.

Kral hala doğru yanıtları aradığı için, yakınlardaki bir bilgeye danışmaya kara verdi. Bilge kişi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşıyor, yanına halk dışında kimseyi kabul etmiyordu. Bu nedenle kral halktan biri gibi giyindi ve yola düştü. Bilge kişinin yaşadığı kovuğa yaklaştıklarında kral atından indi ve korumalarını orada bırakıp, yola tek başına koyuldu.

Bilgenin olduğu yere vardığında onu, yaşadığı kovuğun önüne çiçek tarhları kazarken gördü. ”Ey bilge kişi size birkaç önemli konuda danışmaya geldim” dedi. ”Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl öğrenebilirim? En fazla gereksinim duyduğum, dolayısıyla ötekilerden daha fazla ilgi göstermem gereken kişiler kimdir? En önemli ve her şeyden önce gelen en önemli sorum ise şu: Kendimi vermem gereken işler nelerdir?” Bilge, büyük bir dikkatle kralı dinledi, fakat bir yanıt vermedi, döndü yapmakta olduğu işini sürdürdü. ”Yoruldunuz” dedi kral. ”Küreği bana verin de siz biraz dinlenin.” Bilge kişi ”Sağ olun” dedi ve küreği krala verdi, yere oturup dinlenmeye başladı. Kral iki tarh kazdıktan sonra soruları yineledi. Bilge kişi ona yanıt vermek yerine ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve ”Siz biraz dinlenin, bir parça da ben çalışayım” dedi. Fakat kral küreği ona vermedi, tarh kazmayı sürdürdü.

Saatler birbirini kovalıyor, güneş yavaş yavaş ağaçların ardından batmaya başlıyordu. Sonunda kazmayı toprağa saplayıp, bilgeye döndü:” Ey bilge kişi, senin yanına sorularıma bir yanıt bulmak için geldim” dedi. ”Eğer yanıt vermeyeceksen, söyle de evime döneyim.” Bilge kişi gözlerini uzaklara dikti: ”Bak bir adam koşarak buraya geliyor” dedi. ”Bakalım kimmiş ne istiyormuş…”

Kral arkasını döndüğünde bir adamın koşarak kendilerine doğru geldiğini gördü. Adamın karnına bastırdığı ellerinin altında kan sızıyordu. Kralın yanına ulaşınca, kendinden geçercesine inledi, sonra da bayılıp yere düştü. Kral ve bilge kişi hemen adamın üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral yarayı elinden geldiğince yıkadı, mendiliyle ve bilge kişinin havlusuyla sardı, kanı durdurdu. Adam bir süre sonra kendisine içecek bir şey istedi. Kral dereden taze su getirdi, verdi.

Bu arada akşam olmuş hava soğumuştu. Kral, bilge kişinin yardımıyla yaralı adamı kovuğa taşıyarak yatırdı.Yatağa uzanan adam gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldı. Kral koşuşturmadan ve yapmış olduğu işlerden öylesine yorulmuştu ki eşiğin dibine çöktü ve orada uyuya kaldı; kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku çekti.

Sabah uyanınca, yatakta uyanmış canlı gözlerle dikkatle kendine bakan yabancının kim olduğunu anımsamaya çalıştı. Kralın uyandığını gören adam, zayıf bir sesle ”Beni affedin” dedi krala. Kral ”Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey yapmadınız ki” dedi ama adam konuşmasını kesmedi:”Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum ” dedi. ”Ben kardeşimi astırdığınız ve mallarını elinden aldığınız için sizden öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başına bilge kişiyi görmeye gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim. Ama akşam olduğu halde dönmediniz. Ben de pusuya yattığım yerden çıkıp, sizi aramaya koyulduğumda korumalarınıza yakalandım. Onlar beni tanıdılar ve öldürmek istediler. Ellerinden kurtuldum ama, yaralıydım; yaramdan kan akıyordu. Siz dün akşam yaramı sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, fakat siz benim yaşamımı kurtardınız. Eğer yaşarsam, şimdiden sonra en sadık köleniz olarak size hizmet edeceğim ve oğullarıma da aynı şeyi yapmalarını emredeceğim. Kral düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu kazandığı için çok mutlu oldu. Onu yalnızca affetmekle kalmadı, uşaklarını ve kendi doktorunu gönderip onun tedavisini de yaptıracağını söyledi. Ayrıca el konulan tüm mallarının geri verileceğini de bildirdi.

Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıktı ve orada yine çiçek tarhı kazan bilgeden, sorularına yanıt vermesini bir kez daha istedi. ”Siz, beklediğiniz yanıtı çoktan aldınız ” dedi bilge ve şöyle sürdürdü sözlerini; ”Dün eğer benim güçsüzlüğüme acımayıp şu tarhları kazmasaydınız, buradan ayrılacaktınız ve geri dönerken şu adamın saldırısına uğrayacaktınız. Yani dün sizin için en önemli an, tarhları kazdığın andı. Sizin için en önemli kişi bendim ve sizin için en önemli iş bana iyilik yapmaktı. Daha sonra yaralı adam koşarak geldi yanımıza. Sizin için en önemli an, onunla ilgilendiğiniz andı. Çünkü eğer onun yaralarını sarmasaydınız o adam sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla o zaman sizin için en önemli kişi oydu. Ve yine o zaman en önemli işiniz de, onun için yaptıklarınızdı ”

Bilge bunları söyledikten sonra krala bir öğüt verdi: ”Sizin için en önemli anın, içinde bulunduğunuz an olduğunu hiç bir zaman unutmayın. Çünkü yalnızca o an elimizden bir şey gelebilir. Sizin için en önemli kişi ise, o an birlikte olduğunuz kişidir. Çünkü hiç kimse, bir başka kişiyle bir daha görüşüp görüşemeyeceğini bilemez. Ve sizin için en önemli iş ise iyilik yapmaktır. Çünkü kişinin bu dünyaya gelmesinin tek nedeni budur.

16 Feb 2012

Farkındalık’la başlamak…

Posted by DogruYasamak. No Comments

Uzun zamandır tekrar yazmaya başlamayı düşünüyordum zaten. Son zamanlarda da tekrar yazmaya başlamamın yakın olduğunu düşünmeye başlamıştım. Ve artık düşünmüyorum, işte başlıyorum. ¨Evren düşünceyi değil hareketi alkışlar.¨ ;)

Son yazımın farkındalık üzerine olması da tesadüf olmuş. Tam bu sıralarda yine farkındalıkla ilgili düşünmeye başladım. Ve anladım ki bu zaten hiç bir zaman üzerinde düşünülmesi yeterli olmayacak bir konu.

¨Farkındalık; Yargısız bir şekilde, şimdiki ana odaklanabilmek amacıyla dikkatinizi toplayabilmektir.¨  -John Kabat-Zinn

¨Görülende sadece görülen vardır; işitilende sadece işitilen, duyumsananda sadece duyumsanan.¨ -Buda