« Older Entries Subscribe to Latest Posts

19 Feb 2012

En Önemli An, En Önemli Kişi, En Önemli İş

Posted by DogruYasamak. No Comments


Herkesin hayatında önemli an dediği anlar, önemli kişiler dediği kişiler ve önemli işler dediği işler vardır mutlaka. Fakat kim hayatındaki en önemli anın, en önemli kişinin ve en önemli işin ne olduğunu bilmeyi istemez ki. Aşağıdaki hikaye her insan için en önemli anın ne zaman, en önemli kişinin kim ve en önemli işin ne olduğunu çok güzel anlatıyor bence.

 

Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir düşünce geldi: ”Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı, kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli şeyin ne oluğunu bilseydim, giriştiğim her işi başarırdım.”

Krallığın dört bir yanına, kim kendisine her iş için en uygun anı, bu iş için en gerekli kişinin kim olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse ona büyük bir ödül vereceğini duyurdu. Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdiği yanıtlar birbirinden tümüyle farklı oldu.

Kral hala doğru yanıtları aradığı için, yakınlardaki bir bilgeye danışmaya kara verdi. Bilge kişi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşıyor, yanına halk dışında kimseyi kabul etmiyordu. Bu nedenle kral halktan biri gibi giyindi ve yola düştü. Bilge kişinin yaşadığı kovuğa yaklaştıklarında kral atından indi ve korumalarını orada bırakıp, yola tek başına koyuldu.

Bilgenin olduğu yere vardığında onu, yaşadığı kovuğun önüne çiçek tarhları kazarken gördü. ”Ey bilge kişi size birkaç önemli konuda danışmaya geldim” dedi. ”Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl öğrenebilirim? En fazla gereksinim duyduğum, dolayısıyla ötekilerden daha fazla ilgi göstermem gereken kişiler kimdir? En önemli ve her şeyden önce gelen en önemli sorum ise şu: Kendimi vermem gereken işler nelerdir?” Bilge, büyük bir dikkatle kralı dinledi, fakat bir yanıt vermedi, döndü yapmakta olduğu işini sürdürdü. ”Yoruldunuz” dedi kral. ”Küreği bana verin de siz biraz dinlenin.” Bilge kişi ”Sağ olun” dedi ve küreği krala verdi, yere oturup dinlenmeye başladı. Kral iki tarh kazdıktan sonra soruları yineledi. Bilge kişi ona yanıt vermek yerine ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve ”Siz biraz dinlenin, bir parça da ben çalışayım” dedi. Fakat kral küreği ona vermedi, tarh kazmayı sürdürdü.

Saatler birbirini kovalıyor, güneş yavaş yavaş ağaçların ardından batmaya başlıyordu. Sonunda kazmayı toprağa saplayıp, bilgeye döndü:” Ey bilge kişi, senin yanına sorularıma bir yanıt bulmak için geldim” dedi. ”Eğer yanıt vermeyeceksen, söyle de evime döneyim.” Bilge kişi gözlerini uzaklara dikti: ”Bak bir adam koşarak buraya geliyor” dedi. ”Bakalım kimmiş ne istiyormuş…”

Kral arkasını döndüğünde bir adamın koşarak kendilerine doğru geldiğini gördü. Adamın karnına bastırdığı ellerinin altında kan sızıyordu. Kralın yanına ulaşınca, kendinden geçercesine inledi, sonra da bayılıp yere düştü. Kral ve bilge kişi hemen adamın üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral yarayı elinden geldiğince yıkadı, mendiliyle ve bilge kişinin havlusuyla sardı, kanı durdurdu. Adam bir süre sonra kendisine içecek bir şey istedi. Kral dereden taze su getirdi, verdi.

Bu arada akşam olmuş hava soğumuştu. Kral, bilge kişinin yardımıyla yaralı adamı kovuğa taşıyarak yatırdı.Yatağa uzanan adam gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldı. Kral koşuşturmadan ve yapmış olduğu işlerden öylesine yorulmuştu ki eşiğin dibine çöktü ve orada uyuya kaldı; kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku çekti.

Sabah uyanınca, yatakta uyanmış canlı gözlerle dikkatle kendine bakan yabancının kim olduğunu anımsamaya çalıştı. Kralın uyandığını gören adam, zayıf bir sesle ”Beni affedin” dedi krala. Kral ”Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey yapmadınız ki” dedi ama adam konuşmasını kesmedi:”Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum ” dedi. ”Ben kardeşimi astırdığınız ve mallarını elinden aldığınız için sizden öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başına bilge kişiyi görmeye gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim. Ama akşam olduğu halde dönmediniz. Ben de pusuya yattığım yerden çıkıp, sizi aramaya koyulduğumda korumalarınıza yakalandım. Onlar beni tanıdılar ve öldürmek istediler. Ellerinden kurtuldum ama, yaralıydım; yaramdan kan akıyordu. Siz dün akşam yaramı sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, fakat siz benim yaşamımı kurtardınız. Eğer yaşarsam, şimdiden sonra en sadık köleniz olarak size hizmet edeceğim ve oğullarıma da aynı şeyi yapmalarını emredeceğim. Kral düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu kazandığı için çok mutlu oldu. Onu yalnızca affetmekle kalmadı, uşaklarını ve kendi doktorunu gönderip onun tedavisini de yaptıracağını söyledi. Ayrıca el konulan tüm mallarının geri verileceğini de bildirdi.

Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıktı ve orada yine çiçek tarhı kazan bilgeden, sorularına yanıt vermesini bir kez daha istedi. ”Siz, beklediğiniz yanıtı çoktan aldınız ” dedi bilge ve şöyle sürdürdü sözlerini; ”Dün eğer benim güçsüzlüğüme acımayıp şu tarhları kazmasaydınız, buradan ayrılacaktınız ve geri dönerken şu adamın saldırısına uğrayacaktınız. Yani dün sizin için en önemli an, tarhları kazdığın andı. Sizin için en önemli kişi bendim ve sizin için en önemli iş bana iyilik yapmaktı. Daha sonra yaralı adam koşarak geldi yanımıza. Sizin için en önemli an, onunla ilgilendiğiniz andı. Çünkü eğer onun yaralarını sarmasaydınız o adam sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla o zaman sizin için en önemli kişi oydu. Ve yine o zaman en önemli işiniz de, onun için yaptıklarınızdı ”

Bilge bunları söyledikten sonra krala bir öğüt verdi: ”Sizin için en önemli anın, içinde bulunduğunuz an olduğunu hiç bir zaman unutmayın. Çünkü yalnızca o an elimizden bir şey gelebilir. Sizin için en önemli kişi ise, o an birlikte olduğunuz kişidir. Çünkü hiç kimse, bir başka kişiyle bir daha görüşüp görüşemeyeceğini bilemez. Ve sizin için en önemli iş ise iyilik yapmaktır. Çünkü kişinin bu dünyaya gelmesinin tek nedeni budur.

16 Feb 2012

Farkındalık’la başlamak…

Posted by DogruYasamak. No Comments

Uzun zamandır tekrar yazmaya başlamayı düşünüyordum zaten. Son zamanlarda da tekrar yazmaya başlamamın yakın olduğunu düşünmeye başlamıştım. Ve artık düşünmüyorum, işte başlıyorum. ¨Evren düşünceyi değil hareketi alkışlar.¨ ;)

Son yazımın farkındalık üzerine olması da tesadüf olmuş. Tam bu sıralarda yine farkındalıkla ilgili düşünmeye başladım. Ve anladım ki bu zaten hiç bir zaman üzerinde düşünülmesi yeterli olmayacak bir konu.

¨Farkındalık; Yargısız bir şekilde, şimdiki ana odaklanabilmek amacıyla dikkatinizi toplayabilmektir.¨  -John Kabat-Zinn

¨Görülende sadece görülen vardır; işitilende sadece işitilen, duyumsananda sadece duyumsanan.¨ -Buda

31 Aug 2009

Kendini Gözlemleme

Posted by DogruYasamak. No Comments

”Kendini gözlemleme kendini düzeltmedir”

Tanrılar Okulu kitabından en çok aklımda kalan cümle bu. Farkındalığımızı arttıracak en etkili yöntem kendimizi gözlemlemeyi öğrenmek. Böylece tüm davranışlarımızın ve tepkilerimizin nedenlerini anlayabiliriz. Fakat kendini gözlemlemekle ilgili en önemli nokta bunu tüm yargılardan uzak, etik ve tarafsız olarak yapabilmek. Ancak bu şekilde gerçek kendimizi daha doğru anlayabiliriz ve bundan faydalanabiliriz. Aksi durumda sadece kendimizi kandırırız.

Herkesin üç kişiliği vardır: Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı.” – Alphonse Karr

theschoolforgods

31 Aug 2009

Haklı ya da Mutlu

Posted by DogruYasamak. No Comments

613angryman”Haklı olabilirsiniz ya da mutlu olabilirsiniz.” – A COURSE IN MIRACLES

Kendimizi mutsuz hissetmek için farkında olmadan o kadar çok şey yapıyoruz ki. Basit bir konuyu sırf karşımızdaki kişi bizim gibi düşünmediği için büyütüyoruz. Çoğu zaman tartışmalarımızda artık konunun da bir önemi kalmıyor. Çoğunlukla konu zaten önemsiz aslında. Sadece haklı olduğumuzu göstermek, ispatlamak için tartışmaya devam ediyoruz. Daha güçlü olduğumuzu ispat etmeye çalışıyoruz. Kendimizi tatmin etmeye çalışıyoruz. Kendimizi daha güçlü ve değerli hissetme ihtiyacımızı karşılamaya çalışıyoruz.

28 Aug 2009

Tartışmak ve Referans Çerçevesi

Posted by DogruYasamak. No Comments

Herkesin hayata baktığı, kendine ait bir referans çerçevesi(Reference Frame) var. Dünyayı kendi referrans çerçevemizden görüyoruz. Bunu herkes bilir. Yeni bir şey değil. Benim dikkat çekmek istediğim şey düşünce, duygu ve hareketlerimizin de çerçevemize göre şekillendiğinin farkında olmak ve bu farkındalık ile düşünmek, hareket etmek. Bu arada çerçevemizin de duygu ve düşüncelerimize göre şekillendiğini unutmamak gerek. :)

frames_full

Özellikle belirli bir konuda, belirli bir bilgi birikimi olan fakat farklı düşünen insanların hararetli tartışmalarını hiç anlamıyorum. Ben şimdiye kadar hiç bir tartışma programında ”Arkadaş sen haklıymışsın, ben haksızmışım” diyen bir taraf görmedim. Neden? Çünkü iki taraf da kendi çerçevesine göre haklı. Fakat tartışmalar genellikle karşı tarafı ikna etmeye yönelik yapılıyor. Bu da tartışan insanların kendilerini ispatlama gösterisine dönüşüyor. Ve daha güçlü olan kazanıyor.

Tartışmanın asıl amacı karşı tarafın neden farklı düşündüğünü anlamak olmalı. Ve tartışma kendisinin neden farklı düşündüğünü anlatmaya çalışmalı. Yani kendi bakış açısının sebeplerini anlatmalı ve karşı tarafın sebeplerini anlamaya çalışmalı. Ancak bu şekilde anlaşmaya varmak mümkün olabilir, bir orta yol bulunabilir. Yukarıda hem koyu yaptığım hem de altını çizdiğim ”kendisinin”in anlamı çok önemli. Çünkü farkındalık tam burada devreye giriyor. Diğer tarafın neden yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmamak, kendimizin neden farklı düşündüğünü anlatmaya çalışmak ve bunun farkında olmak. Aynı zamanda karşı tarafın sebeplerini anlamaya çalışmak. Her iki tarafın da bu farkındalıkta olması tartışmayı kolaylaştıracaktır. Üstelik sadece tek bir tarafın bu farkındalıkta olması bile yeterli olacaktır. Karşımızdaki kişiyi sorularımızla neden o şekilde düşündüğünü anlatmaya yönlendirebiliriz.

Tarafların birbirlerinin sebeplerini anlamaları, referans çerçevelerinin genişleyerek iç içe geçmesini sağlayacaktır. Aynı çerçeveden bakan taraflar aynı şeyleri görecek, daha çok ortak fikirlere sahip olacak ve daha kolay anlaşabileceklerdir.

25 Aug 2009

Biyolojik Saat

Posted by DogruYasamak. No Comments

Uyumayla ilgili araştırma yaparken aşağıdaki resme rastladım. Hepimiz bir biyolojik saatimiz olduğunu çok duymuşuzdur. Biyolojik saat dediğimizin aslında tüm canlılar için geçerli olan ”Circadian Rhythm”den geldiğini öğrendim. Aşağıdaki resmi delinkini verdiğim bu konudaki wikipedia girişinden aldım. Bu çok genel ve kabaca bir resim. Her insan için, her koşulda ve her zaman aynı şekilde olması mümkün değil. Fakat ideal döngü hakkında bilgi veriyor.

Günlük işlerimizi biyolojik saatimize göre planlamanın ve gerçekleştirmenin hem daha verimli olabilmemiz için hem de bu döngüye uyarak,  döngüyü bozmamamız için önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu döngü sağlıklı olabilmemiz için sürekli olarak kendini en iyi şekilde tamamlaması gereken ve doğamızdan kaynaklanan bir döngü.

19 Aug 2009

Stres Yönetimi: Problem ve Durum Farkındalığı

Posted by DogruYasamak. No Comments

Sanırım stres son zamanlarda insanların en büyük problemleri olarak gördüğü şeylerin başında geliyor. Kiminle sağlıkla ilgili konuşsam stresin sağlık üzerindeki etkisinin çok büyük olduğunu biliyor.

Daily Mind sitesindeki stresle ilgili bir yazıya bırakılan bir yorum çok hoşuma gitti. Yorumda durum ve problem arasındaki farkı ayırt edebilmenin stres yönetimi konusunda çok kolaylık sağladığı belirtiliyor. Problemler çözülebilir. Durumlar ise kabul edilmelidir. Buna en klasik örnek insanların trafikte yaşadıkları strestir sanırım. Trafiğin durumunu kabul etmeniz gerek. Ve bunun canınızı sıkmasına izin vermemelisiniz. Trafiğin kötü olması sizin bir probleminiz değil. Fakat bunun yanında sizin trafikten rahatsız olmanız bir problem olabilir. Ve bu problemi çözmenin farklı yöntemleri vardır. Başka bir şehire taşınmak, iş ve ev arasındaki yolu veya mesafeyi değiştirmek, farklı bir ulaşım yöntemini kullanmak gibi.

20071220_135143_trafik

18 Aug 2009

Neden çok yiyoruz?

Posted by DogruYasamak. No Comments

Bir önceki yazım bana şunu düşündürdü: Çok yememizin nedeni aslında yediğimiz şeylerin besin değerinin az olmasından mı kaynaklanıyor?

Ingredients_Healthy_Food

Yediğimiz bir çok şeyin besin değerinin çok düşük olduğunu zaten biliyoruz. Az ve hatta belki normal yediğimizde bile vücudumuzun ihtiyacı olan besinleri sağlayamıyoruz. Bunun için de vücudumuz yeterli besini alabilmek için daha çok yeme ihtiyacı duyuyor. Tabi besin değeri düşük şeyler yediğimiz için daha çok yediğimizde içimize daha çok çöp giriyor.

Bu durumda bir ikilemle karşılaşıyoruz; çok yersek daha çok çöp yiyoruz ve vücudumuz hepsini dışarı atamıyor, az yersek gerekli besinleri yeterince alamıyoruz ve sağlığımız bozuluyor. İkisinden birini seçmek zorunda kalıyoruz. Az yediğimizde etkisini çok hızlı hissediyoruz. Hemen acıkmamız bir yana, sağlığımız daha hızlı bozuluyor ve etkilerini daha hızlı görüyoruz. Bu yüzden çok yemeği tercih ediyoruz. Çünkü çok yediğimizde etkisini hemen hissetmiyoruz. Hatta yemekten zevk alıyoruz. Fakat yavaş yavaş, farkında olmadan sağlıksızlaşıyoruz. Hatta çoğu zaman sağlıksızlaştığımızı son ana kadar anlamıyoruz. Taa ki kanser olduğumuzu öğrenene kadar! Üstüne üstlük kanser dahil olmak üzere o kadar çok hastalık kanıksanmış durumda ki, bir çok hastalığı normal kabul ediyoruz.

Eğer yukarıda yazdıklarım doğruysa yukarıdaki ikilemi kırmak için doğru beslenmeyi seçmemiz şart. Bunun için de ancak sağlıklı, besin değeri yüksek yiyecekleri seçersek sonuna kadar sağlıklı bir hayat yaşayabiliriz diye düşünüyorum.

17 Aug 2009

Kalori Sınırlama

Posted by DogruYasamak. No Comments

Green Monkey sitesindeki bir yazıda (You Are What You Are NOT Eating?) Calorie Restriction (ben Kalori Sınırlama olarak çevirdim) diye bir şeyle tanıştım. Bu yazıda, aldığımız kalori miktarını düşürdüğümüzde, sindirim ve bağışıklık sistemimizdeki yükün de hafiflemesinden dolayı, sağlığın daha iyi bir hale geldiği ve ömrün uzadığından bahsediliyor. Yazıda bunun bir çok tür üzerinde yapılan deneylerde görüldüğü belirtiliyor. Bu arada kalori alımını sınırlarken yeterli miktarda besinin alınması gerektiğininin de altı çiziliyor. Bilinçsiz bir şekilde yapılan kalori sınırlaması insan sağlığına yarardan çok zarar verecektir.

cr-youth

Yukarıdaki grafiği The Calorie Restriction Society‘nin sitesinden aldım. Grafikte fareler üzerinde yapılan bir deneyin sonuçları var.Aldığı kalori miktarı %65 azaltılan farelerin ömrü neredeyse 2 katına çıkıyor. Sitede Kalori Sınırlamayla ilgili oldukça detaylı bilgi bulabilirsiniz.

Fakat altını çizerek tekrar belirtmekte fayda var; kalori sınırlaması ancak ve ancak gerekli besinler yeterince alındığında bu şekilde bir fayda doğuruyor. Dolayısıyla kalori sınırlaması yapan bir kişinin yediği şeylerin besin değerine çok dikkat etmesi gerekiyor. Zaten yazıda da hem kalori sınırlama hem de yanlış beslenmenin ömrü uzatmak yerine kısattığında da bahsediliyor.

29 Jun 2009

Neden yiyoruz? Neden beslenmeliyiz?

Posted by DogruYasamak. No Comments

İnsan neden yemek yer? Beslenmek için mi? Yoksa yemekten zevk aldığı için mi? İhtiyacımız olan besinleri almak için bir şeyler yememiz gerektiği çok açık ve net. Peki o zaman yediğimiz her şeyin besin değerinin yüksek olmasını sağlamaya çalışmamız gerek, değil mi? O zaman neden besin değeri çok düşük olan ve hatta vücudumuza zararlı şeyleri de yiyoruz? Çünkü zevk alıyoruz, kolayımıza geliyor, alışmışız, üzerinde fazla düşünmüyoruz ve en acısı da bazılarının zararlarının farkında bile değiliz.

Zevk almak ve açlık duygusunu bastırmak için kolayımıza ne geliyorsa, neye alıştıysak, üzerinde fazla düşünmeden ve bilinçsizce bir şeyler yiyoruz. Yediğimiz bir çok şeyin fazla besin değeri olmadığı gibi her hangi bir fiziksel yararı da yok, hatta zararı var. Evet, zihinsel olarak çok iyi hissetmemizi sağlıyor ve bizi çok mutlu ediyor olabilir. Stresimizi azaltıyor ve üzerimizdeki gerginliği de alıyor olabilir. Sosyalleşmemizi de sağlıyor olabilir. Fakat sağlığımızı yavaş yavaş etkilediği de bir gerçek. Öncelikle bunun farkında olmak önemli. Stres ve gerginliğin insan sağlığı üzerinde etkisi, kötü bir yemekten çok daha etkili. Aynı zamanda mutluluk duygusu iyi bir yemekten çok daha faydalı. Dolayısıyla, besin değeri düşük ve hatta sağlığımıza zararlı şeyleri daha mutlu olmak ve stresimizi azaltmak ve sosyalleşmek için de tüketiyoruz.

Asıl amacı vücudumuzun fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak olan beslenmenin, günümüzde ne amaçlarla(zevk almak, stresimizi azaltmak, mutlu olmak, sosyalleşmek…) gerçekleştirdiğimizi kısaca yukarıda anlattım. Eğer doğru beslenmek istiyorsak öncelikle beslenmenin asıl amacının farkında olmak çok önemli. Bu farkındalık amacından sapmış yeme içme alışkanlıklarımızı daha iyi tespit etmemizi ve bunları düzeltmemizi sağlayacaktır. Bu sayede doğru beslenmeye her geçen gün daha çok yaklaşabiliriz. Zira zevk almak, stresimizi azaltmak, mutlu olmak ve sosyalleşmek için bir şeyler yemek zorunda olmadığımız çok açık. Halbuki yaşamak ve beslenmek için yiyip içmemiz şart. Ve beslenme kalitemiz yaşam kalitemizin en önemli belirleyicilerinden biri.