31
Aug
2009
Posted by DogruYasamak. No Comments
”Kendini gözlemleme kendini düzeltmedir”
Tanrılar Okulu kitabından en çok aklımda kalan cümle bu. Farkındalığımızı arttıracak en etkili yöntem kendimizi gözlemlemeyi öğrenmek. Böylece tüm davranışlarımızın ve tepkilerimizin nedenlerini anlayabiliriz. Fakat kendini gözlemlemekle ilgili en önemli nokta bunu tüm yargılardan uzak, etik ve tarafsız olarak yapabilmek. Ancak bu şekilde gerçek kendimizi daha doğru anlayabiliriz ve bundan faydalanabiliriz. Aksi durumda sadece kendimizi kandırırız.
”Herkesin üç kişiliği vardır: Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı.” – Alphonse Karr

31
Aug
2009
Posted by DogruYasamak. No Comments
”Haklı olabilirsiniz ya da mutlu olabilirsiniz.” – A COURSE IN MIRACLES
Kendimizi mutsuz hissetmek için farkında olmadan o kadar çok şey yapıyoruz ki. Basit bir konuyu sırf karşımızdaki kişi bizim gibi düşünmediği için büyütüyoruz. Çoğu zaman tartışmalarımızda artık konunun da bir önemi kalmıyor. Çoğunlukla konu zaten önemsiz aslında. Sadece haklı olduğumuzu göstermek, ispatlamak için tartışmaya devam ediyoruz. Daha güçlü olduğumuzu ispat etmeye çalışıyoruz. Kendimizi tatmin etmeye çalışıyoruz. Kendimizi daha güçlü ve değerli hissetme ihtiyacımızı karşılamaya çalışıyoruz.
28
Aug
2009
Posted by DogruYasamak. No Comments
Herkesin hayata baktığı, kendine ait bir referans çerçevesi(Reference Frame) var. Dünyayı kendi referrans çerçevemizden görüyoruz. Bunu herkes bilir. Yeni bir şey değil. Benim dikkat çekmek istediğim şey düşünce, duygu ve hareketlerimizin de çerçevemize göre şekillendiğinin farkında olmak ve bu farkındalık ile düşünmek, hareket etmek. Bu arada çerçevemizin de duygu ve düşüncelerimize göre şekillendiğini unutmamak gerek.

Özellikle belirli bir konuda, belirli bir bilgi birikimi olan fakat farklı düşünen insanların hararetli tartışmalarını hiç anlamıyorum. Ben şimdiye kadar hiç bir tartışma programında ”Arkadaş sen haklıymışsın, ben haksızmışım” diyen bir taraf görmedim. Neden? Çünkü iki taraf da kendi çerçevesine göre haklı. Fakat tartışmalar genellikle karşı tarafı ikna etmeye yönelik yapılıyor. Bu da tartışan insanların kendilerini ispatlama gösterisine dönüşüyor. Ve daha güçlü olan kazanıyor.
Tartışmacının asıl amacı karşı tarafın neden farklı düşündüğünü anlamak olmalı. Ve tartışmacı kendisinin neden farklı düşündüğünü anlatmaya çalışmalı. Yani kendi bakış açısının sebeplerini anlatmalı ve karşı tarafın sebeplerini anlamaya çalışmalı. Ancak bu şekilde anlaşmaya varmak mümkün olabilir, bir orta yol bulunabilir. Yukarıda hem koyu yaptığım hem de altını çizdiğim ”kendisinin”in anlamı çok önemli. Çünkü farkındalık tam burada devreye giriyor. Diğer tarafın neden yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmamak, kendimizin neden farklı düşündüğünü anlatmaya çalışmak ve bunun farkında olmak. Aynı zamanda karşı tarafın sebeplerini anlamaya çalışmak. Her iki tarafın da bu farkındalıkta olması tartışmayı kolaylaştıracaktır. Üstelik sadece tek bir tarafın bu farkındalıkta olması bile yeterli olacaktır. Karşımızdaki kişiyi sorularımızla neden o şekilde düşündüğünü anlatmaya yönlendirebiliriz.
Tarafların birbirlerinin sebeplerini anlamaları, referans çerçevelerinin genişleyerek iç içe geçmesini sağlayacaktır. Aynı çerçeveden bakan taraflar aynı şeyleri görecek, daha çok ortak fikirlere sahip olacak ve daha kolay anlaşabileceklerdir.
25
Aug
2009
Posted by DogruYasamak. No Comments
Uyumayla ilgili araştırma yaparken aşağıdaki resme rastladım. Hepimiz bir biyolojik saatimiz olduğunu çok duymuşuzdur. Biyolojik saat dediğimizin aslında tüm canlılar için geçerli olan ”Circadian Rhythm”den geldiğini öğrendim. Aşağıdaki resmi delinkini verdiğim bu konudaki wikipedia girişinden aldım. Bu çok genel ve kabaca bir resim. Her insan için, her koşulda ve her zaman aynı şekilde olması mümkün değil. Fakat ideal döngü hakkında bilgi veriyor.

Günlük işlerimizi biyolojik saatimize göre planlamanın ve gerçekleştirmenin hem daha verimli olabilmemiz için hem de bu döngüye uyarak, döngüyü bozmamamız için önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu döngü sağlıklı olabilmemiz için sürekli olarak kendini en iyi şekilde tamamlaması gereken ve doğamızdan kaynaklanan bir döngü.
19
Aug
2009
Posted by DogruYasamak. No Comments
Sanırım stres son zamanlarda insanların en büyük problemleri olarak gördüğü şeylerin başında geliyor. Kiminle sağlıkla ilgili konuşsam stresin sağlık üzerindeki etkisinin çok büyük olduğunu biliyor.
Daily Mind sitesindeki stresle ilgili bir yazıya bırakılan bir yorum çok hoşuma gitti. Yorumda durum ve problem arasındaki farkı ayırt edebilmenin stres yönetimi konusunda çok kolaylık sağladığı belirtiliyor. Problemler çözülebilir. Durumlar ise kabul edilmelidir. Buna en klasik örnek insanların trafikte yaşadıkları strestir sanırım. Trafiğin durumunu kabul etmeniz gerek. Ve bunun canınızı sıkmasına izin vermemelisiniz. Trafiğin kötü olması sizin bir probleminiz değil. Fakat bunun yanında sizin trafikten rahatsız olmanız bir problem olabilir. Ve bu problemi çözmenin farklı yöntemleri vardır. Başka bir şehire taşınmak, iş ve ev arasındaki yolu veya mesafeyi değiştirmek, farklı bir ulaşım yöntemini kullanmak gibi.

18
Aug
2009
Posted by DogruYasamak. No Comments
Bir önceki yazım bana şunu düşündürdü: Çok yememizin nedeni aslında yediğimiz şeylerin besin değerinin az olmasından mı kaynaklanıyor?

Yediğimiz bir çok şeyin besin değerinin çok düşük olduğunu zaten biliyoruz. Az ve hatta belki normal yediğimizde bile vücudumuzun ihtiyacı olan besinleri sağlayamıyoruz. Bunun için de vücudumuz yeterli besini alabilmek için daha çok yeme ihtiyacı duyuyor. Tabi besin değeri düşük şeyler yediğimiz için daha çok yediğimizde içimize daha çok çöp giriyor.
Bu durumda bir ikilemle karşılaşıyoruz; çok yersek daha çok çöp yiyoruz ve vücudumuz hepsini dışarı atamıyor, az yersek gerekli besinleri yeterince alamıyoruz ve sağlığımız bozuluyor. İkisinden birini seçmek zorunda kalıyoruz. Az yediğimizde etkisini çok hızlı hissediyoruz. Hemen acıkmamız bir yana, sağlığımız daha hızlı bozuluyor ve etkilerini daha hızlı görüyoruz. Bu yüzden çok yemeği tercih ediyoruz. Çünkü çok yediğimizde etkisini hemen hissetmiyoruz. Hatta yemekten zevk alıyoruz. Fakat yavaş yavaş, farkında olmadan sağlıksızlaşıyoruz. Hatta çoğu zaman sağlıksızlaştığımızı son ana kadar anlamıyoruz. Taa ki kanser olduğumuzu öğrenene kadar! Üstüne üstlük kanser dahil olmak üzere o kadar çok hastalık kanıksanmış durumda ki, bir çok hastalığı normal kabul ediyoruz.
Eğer yukarıda yazdıklarım doğruysa yukarıdaki ikilemi kırmak için doğru beslenmeyi seçmemiz şart. Bunun için de ancak sağlıklı, besin değeri yüksek yiyecekleri seçersek sonuna kadar sağlıklı bir hayat yaşayabiliriz diye düşünüyorum.
17
Aug
2009
Posted by DogruYasamak. No Comments
Green Monkey sitesindeki bir yazıda (You Are What You Are NOT Eating?) Calorie Restriction (ben Kalori Sınırlama olarak çevirdim) diye bir şeyle tanıştım. Bu yazıda, aldığımız kalori miktarını düşürdüğümüzde, sindirim ve bağışıklık sistemimizdeki yükün de hafiflemesinden dolayı, sağlığın daha iyi bir hale geldiği ve ömrün uzadığından bahsediliyor. Yazıda bunun bir çok tür üzerinde yapılan deneylerde görüldüğü belirtiliyor. Bu arada kalori alımını sınırlarken yeterli miktarda besinin alınması gerektiğininin de altı çiziliyor. Bilinçsiz bir şekilde yapılan kalori sınırlaması insan sağlığına yarardan çok zarar verecektir.

Yukarıdaki grafiği The Calorie Restriction Society‘nin sitesinden aldım. Grafikte fareler üzerinde yapılan bir deneyin sonuçları var.Aldığı kalori miktarı %65 azaltılan farelerin ömrü neredeyse 2 katına çıkıyor. Sitede Kalori Sınırlamayla ilgili oldukça detaylı bilgi bulabilirsiniz.
Fakat altını çizerek tekrar belirtmekte fayda var; kalori sınırlaması ancak ve ancak gerekli besinler yeterince alındığında bu şekilde bir fayda doğuruyor. Dolayısıyla kalori sınırlaması yapan bir kişinin yediği şeylerin besin değerine çok dikkat etmesi gerekiyor. Zaten yazıda da hem kalori sınırlama hem de yanlış beslenmenin ömrü uzatmak yerine kısattığında da bahsediliyor.
29
Jun
2009
Posted by DogruYasamak. No Comments
İnsan neden yemek yer? Beslenmek için mi? Yoksa yemekten zevk aldığı için mi? İhtiyacımız olan besinleri almak için bir şeyler yememiz gerektiği çok açık ve net. Peki o zaman yediğimiz her şeyin besin değerinin yüksek olmasını sağlamaya çalışmamız gerek, değil mi? O zaman neden besin değeri çok düşük olan ve hatta vücudumuza zararlı şeyleri de yiyoruz? Çünkü zevk alıyoruz, kolayımıza geliyor, alışmışız, üzerinde fazla düşünmüyoruz ve en acısı da bazılarının zararlarının farkında bile değiliz.
Zevk almak ve açlık duygusunu bastırmak için kolayımıza ne geliyorsa, neye alıştıysak, üzerinde fazla düşünmeden ve bilinçsizce bir şeyler yiyoruz. Yediğimiz bir çok şeyin fazla besin değeri olmadığı gibi her hangi bir fiziksel yararı da yok, hatta zararı var. Evet, zihinsel olarak çok iyi hissetmemizi sağlıyor ve bizi çok mutlu ediyor olabilir. Stresimizi azaltıyor ve üzerimizdeki gerginliği de alıyor olabilir. Sosyalleşmemizi de sağlıyor olabilir. Fakat sağlığımızı yavaş yavaş etkilediği de bir gerçek. Öncelikle bunun farkında olmak önemli. Stres ve gerginliğin insan sağlığı üzerinde etkisi, kötü bir yemekten çok daha etkili. Aynı zamanda mutluluk duygusu iyi bir yemekten çok daha faydalı. Dolayısıyla, besin değeri düşük ve hatta sağlığımıza zararlı şeyleri daha mutlu olmak ve stresimizi azaltmak ve sosyalleşmek için de tüketiyoruz.
Asıl amacı vücudumuzun fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak olan beslenmenin, günümüzde ne amaçlarla(zevk almak, stresimizi azaltmak, mutlu olmak, sosyalleşmek…) gerçekleştirdiğimizi kısaca yukarıda anlattım. Eğer doğru beslenmek istiyorsak öncelikle beslenmenin asıl amacının farkında olmak çok önemli. Bu farkındalık amacından sapmış yeme içme alışkanlıklarımızı daha iyi tespit etmemizi ve bunları düzeltmemizi sağlayacaktır. Bu sayede doğru beslenmeye her geçen gün daha çok yaklaşabiliriz. Zira zevk almak, stresimizi azaltmak, mutlu olmak ve sosyalleşmek için bir şeyler yemek zorunda olmadığımız çok açık. Halbuki yaşamak ve beslenmek için yiyip içmemiz şart. Ve beslenme kalitemiz yaşam kalitemizin en önemli belirleyicilerinden biri.
22
Jun
2009
Posted by DogruYasamak. 1 Comment
Kola reklamının mutluluk ile yapılması kaç kişiyi rahatsız ediyordur acaba? Çok fazla olduğunu sanmıyorum. Ben reklamı her gördüğümde koladan biraz daha uzaklaşıyorum doğrusu. Bu reklam, bana her seferinde kolanın ne kadar zararlı bir şey olduğunu hatırlatıyor.
Kolanın her hangi bir yararı yok. Hatta yararından çok zararı olduğu herkes tarafından biliniyor. Kolayla neler yapılabileceğiyle ilgili mail zinciri bir çok kişiye ulaşmıştır. Peki insanlar bunun bu kadar farkında oldukları halde neden içiyorlar? Sadece tadı güzel olduğu için mi? Hiç sanmıyorum. Alışkanlıklarımız ve duygularımız bir çok konuda olduğu gibi yediğimiz, içtiğimiz şeyleri seçerken de bizi çok etkiliyor.
Yediğimiz ve içtiğimiz hemen her şeyi alışkanlıklarımıza, isteklerimize ve bize hissettirdiği duygulara göre seçiyoruz. Doğru ve bedenimiz için sağlıklı olan şeyleri değil, istediğimiz, kolayımıza gelen ve kendimizi iyi, mutlu hissettiren şeyleri yiyip içiyoruz.
İstediğimizi yiyip içmekte özgürüz. Tabii ki sonuçlarına ve etkilerine katlanmak şartıyla!
24
May
2009
Posted by DogruYasamak. No Comments
4 Durum yazısında insanın hayatından memnun olmasının 4 ana durumuna (Zihinsel, Fiziksel, Çevresel, Finansal Durumlar) bağlı olduğunu yazmıştım. Peki bu 4 durumu etkileyen şeyler neler? Bu 4 durumu daha iyi hale getirebilmek için nelere dikkat etmemiz gerekir?
Yazıda da belirttiğim gibi aslında bu 4 durum da birbirini bir şekilde etkiliyor. Dolayısıyla her hangi bir durumu etkileyen şey aslında direkt veya dolaylı olarak diğer durumları da etkileyebiliyor. Bu 4 durumu etkilediğini düşündüğüm 3 ana faaliyet var.
- Doğru Düşünmek
- Doğru Beslenmek
- Doğru Çalışmak (Hareket Etmek)
Bu 3 ayrı faaliyetin ve sonuçlarının birden fazla durumu etkileyebileceğinin farkında olmak ve ayrı ayrı değerlendirmek gerekiyor.
Doğru Yaşamak‘ta, genel ve faaliyetlerin durumlara etkileriyle ilgili, sadece bir faaliyeti değil birden fazla faaliyeti ilgilendiren konularla, aralarındaki çelişkilerle, kendi içlerindeki çelişkilerle ilgili değerlendirmeler yanında; tek bir faaliyete özel, daha spesifik, daha çok bilgi içeren yazılar da yer alacak. Bu yazıları yukarıda belirttiğim 3 kategori altında değerlendirmeye çalışacağım.